Ana sayfa Dünya ABD’de Kovid-19’a yakalanan Türkler yaşadıklarını anlattı

ABD’de Kovid-19’a yakalanan Türkler yaşadıklarını anlattı

30
0

ABD’de Kovid-19’a yakalanan Türkler yaşadıklarını anlattı


KORONAVİRÜS HABERLERİ



ABD’de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını yavaşlama işaretleri gösterse de hem toplumsal hayatta hem de bireylerin şahsi deneyimlerinde etkisini sürdürüyor.

Ülkedeki eyaletlerde aşamalı olarak ekonomiyi canlandırıp hayatı tekrar normal seyrine döndürme planları yapılırken, Kovid-19’u atlatan kişiler de kaldıkları yerden hayata tutunup yoluna devam etme mücadelesi veriyor.

Salgının en fazla etkisini gösterdiği eyaletler New York (NY) ve New Jersey (NJ) civarında yaşayıp virüse yakalanan ABD’deki Türkler, atlattıkları hastalık dönemini ve edindikleri tecrübeleri AA muhabiriyle paylaştı.

“Allah düşmanıma böyle bir hastalık vermesin”

Şerefcan Özdemir (60), 33 yıldır Amerika’da yaşadığını, Türk Halk Müziği sanatçılığının yanı sıra 22 yıldır bina yöneticiliği yaptığını söyledi.

Yaklaşık 200 hanelik 4 binadan sorumlu olduğunu belirten Özdemir, kiracıların birinden bulaştığını düşündüğü Kovid-19 virüsüne nisan başında yakalandığını aktardı. Özdemir, şöyle devam etti:

“Soğuk algınlığı ve baş ağrısıyla başlayan hastalık iyice ilerleyince 6 Nisan gecesi eşimle Manhattan’da bulunan Cornell Hastanesi aciline gittim. Sabaha kadar testler yaptılar, sonuç pozitif çıktı. 13 gün yoğun bakımda solunum cihazına bağlı kaldım. Sadece kendi kendime ‘sakın uyuma, uyursan gidersin, çocuklarını göremezsin’ diye sayıkladığımı hatırlıyorum. Beynimi açık tutmuşum demek ki beni hayatta tutanın bu olduğunu düşünüyorum.”

Bu süreçte bazen nefes alamadığını, oksijen için çırpındığını, zamanla vücudunun da halsiz kalıp kaslarının eridiğini anlatan Özdemir, hastanede 45 gün boyunca virüsle mücadele ettiğini kaydetti.

Özdemir, “Daha önce check-up dışında hayatımda doktora gitmedim, zatürre filan yoktu. Gençliğimde spor yaptım, sigara dışında sağlığıma dikkat eden biriydim, onu da 2 sene önce bıraktım. Doktorların ilk sorduğu soru da zaten o oldu.” diye konuştu.

Evde süren tedavide hala bacaklarında uyuşma olduğunu ve nefesinin daraldığını dile getiren Özdemir, 1-2 aya tamamen iyileşmeyi umduğunu belirtti.

Özdemir, “Bu süreçte Washington ve New York’taki Türk diplomatik temsilciliklerden, çalışanlardan en üst düzeye kadar, beni ve eşimi defalarca arayıp durumumuzu takip edenler oldu. Bu beni müthiş duygulandırdı, ağladım. Bir Türk vatandaşı olarak devletimin ilgisi ve büyüklüğü beni çok gururlandırdı.” ifadelerini kullandı.

“Allah düşmanımın başına böyle bir hastalık vermesin.” diyen Özdemir, hastaneden kendisine 250 bin dolarlık fatura geldiğini ama sağlık sigortasının bunu ödediğini sözlerine ekledi.

“Ciğerlerim hala 84 yaşındaki birinin ciğeri gibi”

NY ve NJ bölgesinde yaklaşık 15 yıldır polis memuru olarak görev yapan ve ismini vermek istemeyen 36 yaşındaki Türk vatandaşı da yakalandığı Kovid-19 hastalığıyla ilgili, “Hayatta sigara kullanmadım, kötü alışkanlıklarım da olmadı ama ölümden döndüm.” dedi.

Virüsü iş yerindeki arkadaşlarından kapmış olabileceğini dile getiren Türk polis, hastalığı eşi ve tek çocuğu oğluna da bulaştırdığını, virüsü evde atlattıklarını ancak kendisinin zatürre olmaktan kurtulamadığını aktardı.

Türk polis, şunları söyledi:

“Zatürre çok ilerleyince hastaneye gittim, Kovid-19 testi yaptılar, negatif çıktı ama durumum ağırdı, hastaneye yatırdılar. Nefes zorluğundan dolayı oksijen cihazına bağladılar, 2 ila 9 gün ölme ihtimalimden bahsettiler. 2 günü yoğun bakım, toplam 10 gün hastanede kaldım. Küçücük bir yerde, dar bir alanda yatıyordum. Bazen ambulansla getirdikleri hastaları yer açılana kadar öylece ortada bırakıyorlardı. Kimsenin ilgilenmediğini hissettim. Yemek doğru dürüst gelmedi, hemşireler ilgilenmedi, seslenmeye çalışıyorsun ses yok, ayağa kalkamıyorsun, el kaldırıyorsun gelen yok. Çok zor zamanlar geçirdim.”

Hastanede kendisine ulaşamayan eşinin bir ara öldüğünü zannettiğini anlatan Türk polis, 10 günden sonra, hastaneye daha kötü hastalar geldiği ve yer kalmadığı için kendisinin taburcu edildiğini vurguladı.

Oksijen tüpüne bağlı şekilde eve döndüğünü kaydeden Türk polis, “Yatarken kullanmak için sağlık sigortasından özel makinalar da gönderdiler. 8 Nisan’dan beri cihazları kullanıyorum. Her hafta solunum testi yapıyorlar. Testlerde ciğerlerim hala 84 yaşındaki birinin ciğeri gibi çıkıyor. Bu zayıflık virüsten kalma. Bir de yine Kovid’den mi yoksa verilen ilaçlardan mıdır, ellerim ve sol gözüm bazı geceler ateşleniyor. Kovid-19 negatif olduğum halde bana hastanede hidroksiklorokin verildi, vermemeleri lazımdı.” değerlendirmesi yaptı.

Polis olduğu için özel bir muamele görmediğini belirten Türk polisi, “Buradaki hastanelerde aciller çok kötü, hemşireler yüzüne bakılacak gibi değildi.” yorumunda bulundu.

“Kovid-19 sıradan bir hastalık değil, çok sofistike”

New York’ta 19 yıldır yaşayan ve kendine ait haber portalı için Birleşmiş Milletler’de (BM) muhabir olarak çalışan gazeteci Selçuk Acar da virüsle mücadelede yaşadıklarını şöyle aktardı:

“New York’taki salgını yakından takip ediyordum. Belediye Başkanının toplantılarını izledim, salgının sıfır noktası olarak bilinen Queens Elmhurst Hastanesine birçok defa gittim. Brooklyn’deki bir hastanede çalışan bir Türk doktorla haber için görüşmeye giderken yanlışlıkla, yoğun bakım ünitesinde bir yere girmişim, ‘keşke oraya girmeseydin’ dediler. Eldivenlerim vardı, hatta o gün yüzüme iki maske takmıştım ama sanırım virüsü o zaman kaptım.”

Birkaç gün sonra öksürük ve ateş başladığını dile getiren Acar, “Evde doğal ilaçlarla atlatmaya çalıştım ama bir ara ayakta duramaz hale geldim, dudaklarım morardı, korktum, hastaneye gittim.” dedi.

Acar, “Haberci olarak, hastanelerin arkasına konulan soğutucu tır morglarını çok gördüm. Hastaneye ön kapıdan girerken ‘Acaba ben de arka kapıdan morga mı çıkarım?’ korkusunu yaşadım. New York’ta yalnız yaşıyor olmanın bunda psikolojik etkisi de var. Hastanede kan aldılar, damardan oksijen verdiler, röntgen filan çektiler. Orada Kovid-19 testi yapılmadığı için ‘Kovid belirtileri’ raporuyla ‘acil bir şey olursa yine gel’ diyerek eve gönderdiler.” dedi.

Evde 2 hafta yalnız başına virüsle mücadele ettiğini vurgulayan Acar, şu an Kovid-19 testinin negatif çıktığını ancak böbreklerde hala hafif bir yanma kaldığı bilgisini paylaştı.

Acar, “Kovid-19 sıradan bir hastalık değil, çok sofistike. İnsanın ‘Kovid öncesi ve sonrası’ diye hayata bakışını değiştiriyor.” şeklinde konuştu.

“Eşim için çok büyük bir travma oldu”

New York’ta radyoloji uzmanı olarak çalışan Özbek asıllı Dr. Yakup Akyol da diğer sağlık çalışanlarının aksine her gün hasta görmediği ve bütün gerekli tedbirleri aldıkları halde ailecek salgına yakalandıklarını anlattı.

“Evde 3 çocukla ailecek salgını atlattık.” diyen Akyol ancak yan binada yaşayan 74 yaşındaki kayınpederini hastanede yoğun bakımda 10. gün kaybettiklerini söyledi.

Akyol, “Cenazeye aileden 3 kişi gidebildik. Allah bu acı tecrübeyi kimseye yaşatmasın. Özellikle eşim için çok büyük bir travma oldu. Babasını hastanede göremedi, sadece mezarlıkta tabutunu görebildi.” diye konuştu.



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.